Donald Trump’ın 20 Ocak 2025 tarihinde yeniden ABD Başkanı olarak göreve başlamasıyla uluslararası sistemde önemli kırılmalar ve çeşitli krizler ortaya çıkmıştır. Bu gelişmeler, her ne kadar Trump’ın liderliği ile ilişkilendirilse de, aslında dünyada sistematik bir şekilde ilerlemektedir. Çünkü küresel güçlerle rekabet eden ve gelecekte küresel bir güç olmayı amaçlayan birçok ülke bulunmaktadır. Bu sebeple, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri dünya düzenini şekillendiren küreselci güçlere karşı, orta ölçekli devletlerin kurduğu ittifaklar ve işbirliklerinin dengeleyici unsurlar haline geldiği görülmektedir. Bu çerçevede, uluslararası arenada ve özellikle Orta Doğu’da yaşanan derin çalkantılar (7 Ekim Gazze olayı, İsrail’in İran’a saldırısı, Lübnan’da Hizbullah’ın zayıflatılması, Yemen’de Husi Hareketi’nin sarsılması gibi) bölgede yeni ittifakların oluşturulmasını zorunlu hale getirmiştir. Uluslararası sistemin küresel ve bölgesel gelişmeleri birlikte şekillendirmesi, Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında muhtemel bir üçlü ittifakı gündeme getirmiştir. Özellikle Orta Doğu’daki olaylarla beraber ortaya çıkan konjonktürel gelişmeler, en önemli meselelerden biri olarak öne çıkmaktadır.
Öte yandan, söz konusu üçlü ittifakın tarafları arasında detaylı istişareler sonrası, 7 Ağustos 2026 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan’ı ziyaret etmesi ve imzaların atılması dikkate değerdir. Çünkü Türkiye-Pakistan, Suudi Arabistan-Pakistan veya her üç ülkenin karşılıklı ilişkileri kapsamlı biçimde ele alındığında, bu ittifak bölge, strateji ve güvenlik bağlamında büyük önem taşımaktadır. Elbette, üçlü ittifak yalnızca Orta Doğu’daki güvenlik tehditlerine yönelik özel bir girişim değildir.
Yazının Tamamını Okumak için Tıklayınız














