Doç.Dr. İhsan Ömer Atagenç
ODAP Merkezi Asya-Pasifik Masası
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 21 Temmuz 2026 tarihinde Filipinler’in başkenti Manila’da düzenlenen ASEAN Dışişleri Bakanları Toplantısı’na katıldıktan sonra yaptığı açıklamada, Türkiye’nin “diyalog ortağı” olarak kabul edildiğine dikkat çekmişti. Ancak Türkiye’nin Asya-Pasifik ile ilişkilerinin bugüne kadar istenen seviyeye ulaşmadığını ifade etmek gerekir. Bu durumun Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgesel krizler vb. pek çok nedeni bulunmakla beraber Ankara’nın bölge ile ilişkilerini geliştirme konusunda her dönemde önemli adımlar attığı görülmektedir. Bunun en son örneği 2019 yılının Ağustos ayında Dışişleri Bakanlığı tarafından açıklanan “Yeniden Asya Girişimi” belgesidir. Türkiye’nin bölge ile ilişkilerinde daha aktif bir rol oynamasını amaçlayan bu metin Asya ülkeleri ile ekonomik ve ticari iş birliğinin geliştirilmesi için güçlü bir zemin arayışıdır. Bu yazıda Dışişleri Bakanı Fidan’ın Filipin’e gerçekleştirdiği ziyareti ve Türkiye’nin Asya-Pasifik politikası irdelenecektir. Bunlara ilaveten Türkiye’nin ASEAN’a diyalog ortağı olarak kabul edilmesi ne anlama geldiği değerlendirilecektir.
Türkiye’nin ASEAN ile İlişkilerinin Serüveni
Türkiye’nin ASEAN ile ilişkilerinin başlangıcı 2010 yılında imzalanan Güneydoğu Asya Dostluk ve İş Birliği Antlaşması’na (Treaty of Amity and Cooperation in Southeast Asia-TAC) dayanmaktadır. 2017 yılında, Manila’da düzenlenen 50. ASEAN Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda ASEAN’ın Türkiye’ye “Sektörel Diyalog Ortağı” statüsünü vermesi ilişkilerin gelişmesinde önemli bir aşamayı oluşturmuştur. Bu statü, Ankara’nın ticaret, terörle mücadele, afet yönetimi ve eğitim alanlarını kapsayan somut eylem planları üzerinde ASEAN ile çalışmasına imkân tanımıştır. İkili ilişkilerin gelişmesine paralel olarak Türkiye, 2019 yılında “Yeniden Asya” Girişimi’ni (YAG) ilan etmiştir. YAG, Türkiye’nin Batı ile kurduğu geleneksel ittifakı dengelemek amacı ile oluşturulduğu söylenebilir. Güneydoğu Asya’nın ise bu yeni dengeleme politikasında merkezi bir konumu olduğunu iddia etmek yanlış olmaz.
Bu bağlamda Türkiye’nin ASEAN’ın ülkeleriyle 2010 yılında 6.5 milyar dolar olan ticaret hacmi 2026 yılı itibarıyla 16 milyar dolara yükselmesi dikkate şayandır. Güneydoğu Asya özelinde bakıldığında bölge ülkelerinin toplan nüfusu 700 milyon civarında olup ülkelerin toplam 4 trilyon dolar civarında bir ekonomik değeri bulunmaktadır. Bu nedenle Güneydoğu Asya, Türkiye’nin dış ticareti açısından önemli bir pazar konumundadır. Özellikle Savunma sanayi alanında yapılan ihracat, ikili ilişkilerin temel taşlarından biri haline gelmiştir. Türk savunma sanayi firmaları, Malezya, Endonezya ve Filipinler gibi ASEAN ülkelerine zırhlı araçlar, deniz platformları ve insansız hava araçları (İHA’lar) düzenli olarak ihraç etmektedir. Dahası Türkiye bu ülkelerin askeri modernizasyon taleplerine de katkıda bulunmaktadır. Bunun yanı sıra ASEAN-Türkiye Ortak Sektörel İş Birliği Komitesi (AT-JSCC) ve iş konseyleri anlaşmaları gibi mekanizmalar, doğrudan yabancı yatırımları ve işletmeler arası ortaklıkları aktif olarak kolaylaştırmaktadır.
Öte yandan Türkiye’nin Güneydoğu Asya’daki varlığı, ticaretin ve savunmanın yanı sıra yumuşak güce de dayanmaktadır. Öncelikle Ankara, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) aracılığıyla ortak miras ve dini dayanışmayı ön planda tutarak Endonezya, Malezya ve Brunei gibi Müslüman çoğunluklu üye ülkelerle sıcak ilişkiler kurmaktadır. Çatışma çözümü ve barış politikaları bağlamında ise Türkiye, Uluslararası Temas Grubu’nun bir üyesi olarak Mindanao’da Filipinler hükümeti ile Moro İslami Kurtuluş Cephesi (MILF) arasındaki barış görüşmelerine aracılık etmiştir. Ayrıca Türkiye İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) ve hükümet burs programları (Türkiye Bursları-ASEAN Ortak Programı gibi) aracılığıyla Ankara, bölge genelinde güçlü eğitim ve insani bağlar kurmaktadır. Yumuşak güç, savunma ihracatı ve kurumsal diplomasiyi bir araya getiren Türkiye, Güneydoğu Asya’da kalıcı bir varlık göstermiş ve ASEAN’ı küresel dış politika stratejisinin kilit bir unsuru haline getirmiştir.
Türkiye’nin Çok Taraflı Dış Politika Yaklaşımında Asya’nın Önemi
Türk dış politikası açısından çok taraflılık, uzun yıllardır gündemi meşgul etmektedir. Küresel güç mücadelesinde tek taraflı bir politikanın Türkiye’nin hareket kabiliyetini kısıtlama ihtimaline karşılık olarak çok taraflı bir dış politika anlayışı Ankara’nın küresel ölçekteki pro-aktif dış politika hamlelerine imkân tanımaktadır. Bu bağlamda ASEAN merkezli olarak Asya ile kurulan bölgesel ilişkilerin çok taraflılık açısından kritik bir öneme sahip olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Zira Asya-Pasifik bölgesinde yaşanan gelişmeler her ne kadar uluslararası medyada farklı coğrafyalar kadar ön plana çıkmasa da küresel ekonomik dengeler açısından kritik bir potansiyele sahiptir. Yaşanan bu gelişmeleri yalnızca ASEAN ile kurulan ilişkiler olarak değil, aynı zamanda Türkiye’nin daha bütünlüklü bir Asya politikasının önemli bir parçası olarak görmekte fayda vardır.
Yukarıda belirtilen gelişmelerin ışığında Asya, 21. yüzyıl küresel siyaseti, ticareti ve güvenliğinin çekim merkezi haline geldiği görülmektedir. Bu nedenle kıtada yaşanan gelişmeler artık sadece lokal bir mesele olmanın ötesine geçmiştir. Çünkü Pekin’deki bir ekonomik dönüm noktası, Tokyo’daki bir politika değişikliği ya da Himalaya sınırında gerçekleşen herhangi bir gelişme, küresel piyasalar, uluslararası kurumlar ve dünya çapındaki tedarik zincirlerinde anında yankı bulmaktadır. Asya’nın jeopolitik üstünlüğünün temelinde, muazzam ekonomik varlığı yatmaktadır. Bölge, satın alma gücü açısından küresel Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYİH) yarısından fazlasını oluşturmakta ve dünya ekonomik büyümesinin büyük çoğunluğunu sürüklemektedir. Bu durum ise sadece büyüklüğünün ötesinde, Asya küresel ticaretin işlevsel omurgasını oluşturmaktadır. Bölge, başta Tayvan, Güney Kore ve Japonya olmak üzere dünyanın kritik yarı iletken ekosistemlerine ev sahipliği yapmaktadır. Bu tablo bölgeyi modern teknolojik altyapı, yapay zeka ve küresel imalat için vazgeçilmez kılmaktadır. Bu endüstriyel kapasiteyi tamamlayan, her gün küresel konteyner trafiğinin ve enerji sevkiyatlarının büyük bir kısmının aktığı Malakka Boğazı ve Güney Çin Denizi gibi hayati deniz yollarıdır.
Dolayısıyla ekonomik canlılık ile ticaret coğrafyasının bu birleşimi, Asya’yı büyük güçler arasındaki rekabetin başlıca sahnesi haline getirmektedir. ABD ile Çin arasındaki stratejik rekabet, daha geniş kapsamlı uluslararası düzeni şekillendirerek Hint-Pasifik bölgesindeki ülkeleri dış politikalarını sürekli olarak yeniden ayarlamaya zorlamaktadır. Bu arada, Hindistan gibi yükselen güçler, demografik avantajlarını ve ekonomik yükselişini kullanarak Küresel Güney ve Hint Okyanusu’nda nüfuzlarını genişletmekte ve giderek daha karmaşık, çok kutuplu bir zeminin oluşmasına imkân sağlamaktadır. Bölgedeki karmaşık ilişkiler ağına karşı daha stabil bir zemin için hem geleneksel ittifaklardan yararlanılmakta hem de ASEAN gibi bölgesel gruplardan QUAD ve AUKUS gibi hedef odaklı ortaklıklara kadar uzanan yoğun bir güvenlik mimarisi inşa edilmektedir. Ancak, benzeri görülmemiş büyümesinin yanı sıra, bölge aynı zamanda dünyanın en hassas güvenlik kriz noktalarından birkaçına da ev sahipliği yapmaktadır.
Özellikle Tayvan’ın iki yakası arasındaki ilişkiler, Güney Çin Denizi’ndeki toprak anlaşmazlıkları, Kore Yarımadası’ndaki potansiyel nükleer kriz ve Çin-Hindistan sınırındaki gerginlikler, hepsi de ciddi riskler barındırmaktadır. Asya, hem küresel refahın motoru hem de yoğun jeopolitik gerginliklerin merkezi olduğu için, deniz yollarında ve sınırlarında istikrarı korumak uluslararası toplum için en önemli önceliklerden biri olmaya devam etmektedir. Bu bağlamda Türk dış politikasında Asya-Pasifik’teki gelişmelerin gündemi daha fazla meşgul etmesi beklenmektedir. Bu noktada Türkiye’nin ASEAN ile gelişen ilişkilerin bir diğer önemi de bölgede ikili ilişkilerden ziyade bölgesel örgüt seviyesinde ilişkilerin gelişmesidir. Türkiye’nin uluslararası bir örgüt üzerinden bölge ile kurduğu ilişkiler dış politikada kurumsal bir yaklaşımı artırmak ve Türkiye’nin bölgedeki imajını güçlendirmek açısından da önem taşıyacaktır.
Genel Değerlendirme: Türkiye’nin ASEAN İlişkileri Eksen Kayması mı? Çok Taraflılık mı?
Türkiye’nin geleneksel dış politika kodlarının dışında herhangi bir adım atıldığında bu hamle genelde “eksen kayması” olarak yorumlanıyor ve kimi analizlerde bunun belirli ölçüde bir endişe oluşturduğu görülmektedir. Daha önce bu endişe “Avrasyacılık” tartışmalarında ve Şangay İşbirliği Örgütü ile ilişkiler konusu gündemdeyken yaşandığına tanıklık edilmişti. Benzer bir biçimde Türkiye’nin ASEAN üzerinden Asya-Pasifik’e doğru yüzünü dönmesi benzer bir kaygıyı yeniden gündeme taşıma ihtimaline sahiptir. Ancak özellikle de ASEAN merkeze alındığı zaman bahsi geçen kaygının pek gerçekçi olmayacağını ifade etmek gerekecektir. Zira ASEAN, Batı ile organik ilişkilere sahip olmamasına ve göreli bir kurumsal özerkliğe sahip olsa da kuruluş amacı itibariyle Soğuk Savaş dinamikleri içinde Doğu Bloku’na karşı Batı ile ortak kaygılar taşıyan bir zeminde kurulmuştur. Bu bağlamda bu meseleyi bir “eksen kayması” olarak değil Türkiye’nin kendi bölgesine sıkışan gündemin dışına taşan ve küresel ölçekte faaliyet gösteren pro-aktif bir yaklaşım içinde çok taraflılık arayışı olarak yorumlamak daha sağlıklı olacaktır.
ASEAN ile gelişen ilişkilerin Türkiye’nin makro Asya-Pasifik politikasının bir parçası olduğu söylenebilir. Zira yukarıda da izah edildiği gibi Türkiye’nin makro ölçekte ve daha derinlikli bir Asya-Pasifik politikasına ihtiyacı bulunmaktadır. Bölgenin başat aktörleri ile ikili ilişkiler ve çeşitli bölgesel örgütler üzerinden temaslar devam etmesine rağmen Türkiye’nin müstakil ve makro bir Asya-Pasifik politikasına doğru hızla adım atması ciddi önem arz etmektedir. ASEAN ile ilişkilerin de bu sürecin önemli bir adımı olarak görülmesi gerekmektedir.
















