Doç.Dr. İhsan Ömer Atagenç
ODAP Merkezi Asya-Pasifik Masası
Hindistan Başbakanı Modi 6-11 Temmuz tarihleri arasında Endonezya, Yeni Zelanda ve Avustralya’yı kapsayan bir Güneydoğu Asya ziyareti gerçekleştirmiştir. Üç ülke ile yapılan ziyaretin temelinde Hindistan’ın bölge ülkeleri ile ilişkilerinin geliştirilmesi temel gündem maddesi olmasına karşılık Delhi’nin esas gündemi ise Hindistan’ın Hint-Pasifik bölgesindeki etkinliğinin arttırılmasıdır. Modi bu ziyaret öncesi yaptığı açıklamada 2014 yılında “Doğuya Hareket” olarak dönüştürülen “Doğuya Bakış” politikasının gelecek dönemde daha da güçlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
“Doğuya Bakışın” Temelleri
1990’lı yılların başında Hindistan dış politikasındaki en önemli gelişmelerden biri Hindistan’ın temel güvenlik yaklaşımındaki değişimdi. Soğuk Savaş dönemi boyunca Hindistan’ın temel güvenlik tehdidi ya da başat rakibi Pakistan devleti olduğu için ülkenin güvenlik rotası Batı merkezli idi. Ancak Soğuk Savaş sonrası dönemde Hindistan dış politikasındaki güvenlik paradigmasının değiştiğine tanık olunmuştur. Bunun en önemli nedenlerinden biri Çin’in küresel güç adayı olarak ön plana çıkmaya başlaması ve ABD-Rusya rekabetinin yerini ABD-Çin rekabetinin almaya başlamasıdır. Hindistan’ın bu rekabetteki pozisyonu ise Pro-Amerikan bir dış politika tarzını benimseyerek, Çin’in Hint-Pasifik bölgesindeki esas dengeleyici rolüne soyunmasıdır.
Hindistan’ın siyasal dönüşümünün bir sonucu olarak Soğuk Savaş boyunca temelde “bağlantısız” bir siyaset izlemeye çalışan Kongre Partisi siyasetinin yerini pro-aktif ve Hindu milliyetçisi BJP’nin alması ile dış politika söylemi de köklü bir biçimde değişmiştir. Zira BJP, iç politikada Hindistan’ın artık sınırlarına sıkışan değil aksine önce Hint Okyanusu ardından da geniş bir Hint-Pasifik bölgesinde güç olmayı vadeden bir Neo-emperyal söyleme sahip olmasıdır. Hindu milliyetçiliğinin yükselişine paralel olarak dış politikada gelişen Pro-Amerikan tutum, Hindistan’ın artık bölgede aktif bir rol üstlenmeye çalıştığının sinyallerini vermiştir. Tam böyle bir dönemde Hindistan “Doğuya Bakış” politikasını geliştirmiştir. Çin’in bölgedeki yükselişine karşılık dengeleyici aktör olarak ortaya çıkan Hindistan, yalnızca bir denge rolü oynamaktan ziyade agresif dış politikası ile Hint-Pasifik bölgesinde Çin’in rakibi haline gelmiştir.
Bu bağlamda Güneydoğu Asya, Çin-Hindistan (ABD’nin gölgesinde) rekabetinin yeni alanı haline gelmiştir. Bölgedeki uluslararası örgüt girişimlerinin süreç içinde gerekli etkiyi gösterememesi Hindistan’ın bu konuda inisiyatif kullanmasını beraberinde getirmiştir. 1991 yılında “Doğuya Bakış” olarak formüle edilen yeni politika 2014 yılında Modi’nin önerisiyle “Doğuya Hareket” olarak değiştirilmiştir. Modi ile yaşanan değişim Hindistan’ın bölgede çok daha aktif bir politika izleyeceğinin de habercisi olmuştur. Kongre Partisi ile yaşanan seçim rekabetinin ardından iç siyasette çok daha güçlü pozisyona gelmesiyle Modi ve partisi BJP’nin Hindistan’ın yeni paradigmasını hayata geçirmeye çalıştığı görülmektedir.
Bu politikanın iki ayağı bulunmaktadır. Bunlarsan ilki Hindistan’ın Kuzeydoğusunu merkeze alan ve bölgesel tedarik zincirinin kontrolünde Yeni Delhi’nin elini güçlendirme hedefi olan BIMSTEC projesidir. Diğer ayağı ise Hint Okyanusu merkezli Çin ile yaşanan deniz yolları üzerindeki rekabettir. Hindistan, Çin’in “İnciler Dizisi” olarak bilinen ve makro ölçekte Kuşak-Yol projesinin deniz ayağını oluşturan güzergahına karşı alternatif geliştirmektedir. Bunun en somut örneği Hindistan’ın iki ülke arasında okyanus üzerindeki adalar ve kritik noktalar haricinde Çin’in Hint Okyanusu üzerinden Avrupa’ya açılmaya çalışan tedarik yolu üzerinde hayat bulan IMEC projesinin en doğu noktasını oluşturmasıdır.
Hindistan’ın Güncel Hint Okyanusu Stratejisi
Hindistan’ın başlıca stratejik hedefi, hakimiyet peşinde koşmak yerine Çin’in yayılmacılığına karşı koymak ve bölgesel istikrarı korumaktır. Güney Çin Denizi’ndeki iddialı tavırları ve Hint Okyanusu’ndaki “İnci Dizisi” stratejisiyle belirginleşen Pekin’in artan askeri varlığı, Yeni Delhi’yi Malakka Boğazı gibi hayati deniz geçitlerini güvence altına almaya zorlamıştır. Hindistan, deniz kuvvetleri konuşlandırmalarını artırarak ve kıyı devletleriyle ikili ilişkilerini güçlendirerek, özgür, açık ve kurallara dayalı bir deniz ortamı sağlamayı amaçlamaktadır. Ayrıca, Hindistan diplomasisinin temel taşlarından biri, ASEAN’ın merkezi rolünü korumak ve Güneydoğu Asya ülkelerinin rakip süper güçler arasında seçim yapmaya zorlanmak yerine diplomatik inisiyatiflerini muhafaza ettikleri kapsayıcı bir yapı savunmaktır. Bu hegemonik olmayan yaklaşım, Hindistan’ın çok taraflı olmayan çerçevelere, özellikle de ABD, Japonya ve Avustralya ile yürüttüğü Dörtlü Güvenlik Diyaloğuna (QUAD) aktif katılımıyla pekiştirilmektedir.
Hindistan, Dörtlü Güvenlik Diyaloğu aracılığıyla deniz güvenliği, tedarik zincirinin dayanıklılığı ve insani afet yardımı gibi bölgesel kamu hizmetlerini sağlamaya odaklanmaktadır. Buna ek olarak, Hindistan Donanması, Malabar tatbikatları gibi ortak deniz tatbikatlarına katılarak ve Singapur, Vietnam ve Endonezya gibi ortaklarla lojistik paylaşım anlaşmaları imzalayarak giderek daha fazla bölgesel güvenlik sağlayıcısı rolünü üstlenmektedir.
Hint Okyanusu’nda Yeni Hegemonik Araç Olarak QUAD (Quadrilateral Security Dialogue)
Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QUAD), Hindistan’ın bölgesel diplomasisi için önde gelen bir stratejik dayanak işlevi görmekte ve özgür, açık ve kurallara dayalı bir Hint-Pasifik bölgesini korumak amacıyla dört büyük demokrasiyi —Hindistan, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve Avustralya— bir araya getirmektedir. Bu grup, başlangıçta 2004 Hint Okyanusu tsunamisinin ardından afet yardımını koordine etmek üzere geçici bir koalisyon olarak kurulmuş olsa da zamanla dayanıklı bir diplomatik çerçeveye dönüşmüştür. QUAD, katı bir askeri ittifak olarak hareket etmek yerine, Yeni Delhi’nin değerli stratejik özerkliğinden ödün vermeden veya geleneksel bir hegemonya kurmadan gücünü ortaya koymasına ve iş birliği ağları kurmasına imkân tanımaktadır. Koalisyon, Washington’da Trump yönetiminin geri dönüşü ve Tokyo’daki liderlik değişiklikleri de dahil olmak üzere üye devletlerdeki önemli liderlik geçişlerini yönetme hedefi taşımaktadır.
Hindistan’da düzenlenen olan 2025 QUAD Liderler Zirvesi, değişen iç siyasi takvimler ve ticari gerilimler nedeniyle takvimsel gecikmelerle karşı karşıya kalsa da grubun temel yapısı derinlemesine kurumsallaşmış durumda. Üst düzey iş birliği, kritik bakanlar toplantıları aracılığıyla devam etmektedir; bu toplantılarda Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Tokyo ile Canberra’daki muhataplarıyla birlikte ittifakın yönünü şekillendirmeye devam etmektedir. Bu diplomatik kanallar, Quad’ın siyasi geçiş dönemlerinde bile bölgesel dengeye yönelik stratejik odağını korumasını sağlamaktadır.
QUAD, sert bir askeri gündem izlemek yerine, somut bölgesel kamu malları sağlamayı ve zorlayıcı devlet politikalarına karşı koymayı amaçlayan, hegemonik olmayan girişimler hayata geçiriyor. İttifak, daha küçük kıyı devletlerinin yasadışı balıkçılığı ve deniz güvenliği tehditlerini izlemesine yardımcı olmak için izleme ağlarını entegre ederek deniz alanı farkındalığını önemli ölçüde genişletti. Ayrıca QUAD, işlevsel iş birliğini ortak altyapı geliştirme alanına da genişletmiştir; örneğin Fiji gibi kritik bölgelerdeki limanların modernizasyonu gibi projeler yürütürken, aynı zamanda dayanıklı enerji şebekeleri inşa etmekte ve Hint-Pasifik ekonomilerini jeopolitik arz şoklarından korumak amacıyla ortak bir yakıt güvenliği forumu kurmaktadır. Teknolojik dayanıklılık, yapay zekâ güvenliği ve güvenli denizaltı kablo ağlarına yoğun bir şekilde odaklanarak QUAD, Hindistan’ın Hint-Pasifik bölgesini tek taraflı hakimiyete karşı güçlendirmesine olanak tanırken, aynı zamanda kapsayıcı ve çok kutuplu bir bölgesel düzeni teşvik etmektedir.
Sonuç
QUAD ittifakının ABD bölgesel politikaları ile uyumu dikkate alındığında Hindistan’ın Hint-Pasifik bölgesinde ABD açısından pivot bir rol üstlendiği görülmektedir. Özellikle de 2008 sonrası dönemde ve Modi iktidarının güçlenmesiyle pekişen Pro-Amerikan sürecin bir sonucu olarak Hindistan’ın bölgesel güç olma hedefine doğru hızlı adımlar attığı görülmektedir. Hindistan her ne kadar bölgede bir öncü rol üstlense de bölgedeki gücünün ittifakın gücüyle sınırlı kalacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Hindistan’ın yeniden deniz yolları üzerindeki egemenlik iddiasının ülkenin hem iç hem de dış politikası açısından vazgeçilmez rolü önümüzdeki süreçte de devam edecektir. Bu bağlamda Hindistan’ın bölgedeki rolü “dengeleme” olarak görünse de Hindistan perspektifinden bunun bir karşı-hegemonya hedefi olduğu da ortadadır.












