Yeni bölümümüzde, 20. Yüzyılın en yıkıcı siyasi manifestolarından biri kabul edilen ve Adolf Hitler tarafından kaleme alınan Kavgam (Mein Kampf) adlı eseri inceliyoruz.
Kitabın ana konusu, Klasik Avrupa Siyasal Düzeni’nin reddedilmesi ve ırk merkezli, yayılmacı bir düzenin teorik temellerinin atılması üzerinden şekillenmektedir. Eserde Westphalia egemenlik ilkeleri geçersiz kılınmış; uluslararası ilişkiler, devletlerin hukuki eşitliğine dayanan bir zemin değil, ırkların egemenlik mücadelesi olarak tanımlanmıştır. Eserde, devleti bir amaç değil, ırkın bekasını sağlayan bir “araç” olarak gören yaklaşım öne çıkarılmıştır.
Sosyal Darvinizm etrafında şekillenen bu süreçte, “öteki” olarak konumlandırılan grupların tasfiyesi hedeflenmiş; halkı motive eden ana strateji olarak kitle propagandası ve “Lider İlkesi” (Führerprinzip) benimsenmiştir. Bu ideoloji, Almanya’nın Doğu Avrupa’yı hedef alan “Yaşam Alanı” (Lebensraum) doktrinini doğurmuş, böylece dış politika tamamen revizyonist bir eksene kaymıştır. Kitaptaki kurgu hem bir biyografi hem eylemsel bir parti programı niteliği taşırken; 1930’ların Almanya’sı ve II. Dünya Savaşı, yazarı bu metinde ilan ettiği ideolojik hedeflerin acı bir laboratuvarı olmuştur.
Kitabın genel değerlendirmesinde ise Kavgam’ın, II. Dünya Savaşı’na ve Holokost’a uzanan felaketin ideolojik mimarisi olduğu ele alınmaktadır. Bir liderin ideolojik metninin devlet mekanizmasıyla birleştiğinde küresel güvenliği nasıl yok edebileceğini gösteren bu anlayışın özü, kitapta geçen şu vurucu cümlede kendini gösterir;
“Yaşama hakkı için mücadele etmeyen bir millet, doğanın ebedi adalet düzeninde varlığını sürdürme hakkını da kaybetmiş demektir; çünkü bu dünyada hakkın sınırı, onu koruyacak gücün ulaştığı yerdir.”
Kitabı Değerlendiren: Esma Okutan – ODAP Merkezi Araştırma Asistanı















